Türev
ürünler, vadeli işlemler, opsiyonlar, opsiyon stratejileri, hedging
çözümleriDünya Gazetesi'nde |
Derecelendirme,
kurumsal yönetim, risk yönetimi, ekonomi, krizler, borsalarperiyodik olarak yayımlanan |
Piyasalar,
teknik analiz, yorumlar, yatırım fonları, bireysel emeklilik fonlarıbinbir sektör yazısı |
|
Çok değil, bundan 25 yıl önce, daha Berlin Duvarı dimdik ayakta dururken CIA uyduları Moskovanın otuz bin metre üzerinde tur atıp Rusların doları devirerek Amerikan rüyasına son vermek için ne dolaplar çevirdiklerini anlamaya çalışırlardı.
Şimdi... işler tersine dönüverdi. Şimdi Amerikalıların Ruslara ihtiyacı yok. Kendileri doları devirmek için uğraşıyorlar. Bu süreçte, Ruslar, Çinliler, Araplar, Brezilyalılar, Hintliler ve diğerleri Amerikanın kreditörleri olarak değeri devamlı düşen doları kullanarak altın, gümüş, petrol, toprak ve diğer sağlam varlıkları biriktirmeye devam ediyorlar ve bu varlıkların değerleri fezaya gidiyor.
Asırlarca Çini, Hindistanı, Arabistanı, Anadoluyu, Endonezyayı, Afrikayı sömürmüş, 97-98 Asya krizinde tüm güney doğu Asya ülkelerinin paralarını pul haline getirmiş, Meksikayı batırmış, IMFyi icat etmiş, Rusya krizinde koca bir ülkeye diz çöktürmüş, miyadı geçmiş ilacını, dökülen arabasını Güney Amerikaya kakalamış bu gelişmiş (!) devletler topluluğunun şimdiki o feryatlı Flamenco ızdırabıyla horon tepişini seyrederken zevkten dört değil 73 köşe oluyorum. Hepsi hayır ben daha zayıf olmak istiyorum, hayır benim param daha zayıf olsun diye zıplayıp duruyorlar. Maç, sinema, seks, para, zafer, baklava, şarap haltetmiş. Bu daha vevkli.
Bundan daha 9 yıl önce, 11 Eylülde bütün dünya el el eleydi. 2007 de global kriz patladığında yine hepsi el el eleydi. Aradan iki buçuk yıl geçti. Artık savaşı kimse saklamıyor. Aynı iki dünya savaşı gibi. Herkes birbirinin kuyusunu kazmaya, herkes komşusunu dilenci yapmaya çalışıyor.
Rusya Merkez Bankası İkinci Başkanı Ulyukayev diyor ki, Biz kur savaşı yapmıyoruz. Biz barışçı bir ülkeyiz. Zort.... Ruble Euroya karşı şu anda son 6 ayın en düşük değerinde. Geçen hafta Japon Merkez Bankası 22 milyar dolarlık yen sattı. Hemen sesler yükseldi. İsviçre Merkez Bankası deflasyonist baskıyı azaltmak için milyarlarca euro alınca müdahele olmuyor mu? Geçen hafta, Brezilya ve G.Kore para birimlerinin daha da güçlenmesini önleyecek önlemler aldılar. Tayland Tobin vergisi getirdi. Biz de dahil olmak üzere heryerde Tobin vergisi sesleri yükseliyor. Ne mi bu tobin vergisi?
Biliyorsunuz 1971 öncesinde her ülkenin parası altının değerine bağlıydı ve %1den fazla dalgalanamıyordu. Ama ülkeler arasında ekonomik güç dengesi böyle sabit bir sistemi kaldıramayıp dünya ticareti kilitlenince Nixon amcam doların altına konvertibiletisini yasaklayınca sistem çöktü, döviz kurları vahşice oynamaya başladı ve dolar global rezerv para oldu. Nobelist Tobin de bugün günde 3 trilyon dolar ciro yapan global döviz ticaretinin %95inin spekülatif olduğunu, ülkelerin müdahele gücü kalmayacağını, kontrolün spekülatörlere geçeceğini gördü ve onlara caydırıcı bir önlem olarak döviz işlemlerine vergi getirmeyi önerdi.
Bugün gelişmiş batı ekonomilerinde faizler sıfıra yaklaşırken Türkiye ve Brezilya gibi ülkelerdeki yüksek faizler sıcak paranın bu ülkelere akmasına, gelişmiş ülkelerin paralarının onların istedikleri gibi değerinin düşmesine, ve Brezilya ve Türkiye gibi ülkelerin paralarının bizim istemediğimiz gibi değerinin yükselmesine yol açıyor. Amerikalı dolarını bozdurup TL alıyor. TLsiyle %9 faizli bono alıyor. 100 TLsine 9 TL kazandıktan sonra 109 TLyi değeri düşen dolara çevirip evine 120 dolar götürüyor. Buna carry trade diyoruz. İşte Tobin vergisini savunanlar hem döviz spekülasyonuna hem de carry tradee vergi getirerek hem sıcak para sorununun hem de finansal krizlerin önlenebileceğini öngörüyorlar.
Temelde ulvi bir öneri. Ancak (a) başta Federal Reserve olmak üzere, onun sahipleri bankalar ve diğer sermaye odaklarının (ki bunların içinde Dünya Bankası ve IMF de var) sert muhalefeti varken ve (b) bu uygulamanın dünya ticaretini teşvik edeceğine aynı 1971 de olduğu gibi yine kilitleyebileceği riski dururken bunun ütopik olup olmadığı da tartışılıyor. Üstelik her ülke Brezilyanın durumunda değil. En başta biz. Biz sıcak paraya ne olursan ol, gel demeye mecbur olmaya devam ediyoruz. Bu durumda da Merkez Bankasına ancak döviz toplayarak piyasadaki döviz arzını dindirmek kalıyor. Zaten ihale miktarını artırarak da onu yapmaya çalışıyor.
Gelelim döviz savaşlarının asıl patırdadığı cepheye. Amerika, İngiltere, Euro Bölgesi ve Çin hepsi paralarının değerini düşürmeye çalışıyor. İyi de hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeler bunu istiyorsa, bu paralar neye karşı zayıflayacak da ihracat artacak, işsizlik bitecek. Zimbabwe doları, Madagaskar ariarisi ve Uganda şilingine mi?
Amerika Çine uyguladığı baskıyı iyice artırdı. Yanına oyuncağı IMFyi de alarak Çinin parasının değerini manipüle ettiğini söylüyor. Buna kimse karşı çıkmıyor da... Amerika manipülasyon yapmıyor mu? Quantitative Easing (niceliksel gevşetme) ismi altında piyasaya her akşam bastığı milyarlarca doları sürerek kendi parasının değerini düşürmeye çalışmıyor mu? Üstelik şimdi Çne karşı ithalat tarifleri getirmeye çalışıyorlar. Korumacılık yanlıları seslerini yükselttiler. Uluslararası ticaret kuralları kendi lehlerine işlediği müddetçe çıt yok. Ama şimdi korumacılık yasaldır diyorlar. Krugman gibi Nobel almış bir adam tarifleri destekliyor. Nobel de ucuzlamış. Amerikalıların 1930 yılında Smoot-Hawley korumacılık yasasını çıkarmalarının akabinde dünya finans tarihinin en şiddetli krizini yaşamışlardı, Krugman unutmuş. Görmedi tabi. Krizden 23 yıl sonra doğdu.
Zaten Amerika içinde bile bir görüş birliği yok. İmalat ve tekstil sektörü yuan değerlensin istiyor. Ancak havacılık, bilişim, perakende sektörleri gibi can sularının kaynağı ucuz Çin ithalatı olan sektörler buna şiddetle karşı. Bir yandan bütün işler çine gidiyor, işsizliğin çaresi yuanın değerinin artmasıdır diye feryat ederlerken sorunun hükümetin, hazinenin, Fedin yanlış politikaları, fabrikaların kalitesiz ürünleri ve sendikaların bu ürünleri ne kadar pahalı hale getirişleri olduğunu görmezden geliyorlar.
Çin fabrikaları bir malı Amerikadaki maliyetinin %25ine üretiyor. Çinin parası %20 revalüe olsa ne olacak? Amerikan şirketleri daha mı rekabetçi olacaklar? Üstelik Çin pahalanırsa Walmart denen bit pazarı Vietnam, Hindistan ve Bangladeşten ithalat yapmayacak mı?
Kurlar yüzünden kaybediyoruz diyorlar. Acaba? Doların değeri bütün ticaret ortaklarının paralarına karşı feci şekilde düşmüş durumda ve para basmaya da devam ediyorlar.
Bu arada Çin de timsah göz yaşları döküyor. Yuanın değeri artarsa fabrikalarım kapanır diye ağlıyor. Evet yuan dolara karşı biraz değerlendi ama en büyük ticaret ortağının parası, euro yuana karşı %14 değerlendi. Sadece düşük kurdan değil, düşük iş gücü maliyetleri, doğru altyapı, akıllı sendikalar ve çalışkanlıklarıyla çinliler hep ticaret fazlası verdiler. Bunun yarattığı dolar fazlasını piyasalara müdahele edip alarak 3 trilyon dolarlık rezerv biriktirdiler. Başka ülkelerde bu enflasyon yaratırdı ama Çinde piyasalar devlet kontrolünde olduğu için bu olmadı. Şimdi Amerika ve Avrupa onlara bastırıyor. Kontrol ettikleri IMF onyıllar boyunca Çin gibi ülkelere ızdırap çektirirken akılları başka yerdeydi.
Şimdi IMF eline düşmemek için herkes Çine bakarak cari fazla vermeye çalışıyor. Bunun için de düşük kur gerek. İyi de, dünyanın cari dengesi sıfırdır. Biri cari fazla verecekse diğerinin cari açık vermesi gerek. Başta Amerika...
Amerika... Şimdiki ızdıraplarının nedeni artık önder bir demokrasi olmayı çoktaaan bırakmış olmaları. Orası artık uluslararası bankısterlerin kontrol ettiği elit bir plutokrasi. Ordaki bu kendi kendini kandırmaca, Avrupa aristokrasisinin küresel ekonomik yönetişiminde reforma yanaşmaması, ve politikacıların çifte standart ve çıkar çatışmaları varken, yâni bildiğimiz entikanometri devam ettiği müddetçe daha çok kur savaşı çıkar.
Ne de olsa, domuza ne kadar kırmızı ruj sürsen, domuz yine domuzdur.
|
Ayrıntılar için bize yazın...
|