Türev ürünler, vadeli işlemler, opsiyonlar, opsiyon stratejileri, hedging çözümleri

Milliyet Gazetesi'nde
Derecelendirme, kurumsal yönetim, risk yönetimi, ekonomi, krizler, borsalar

periyodik olarak yayımlanan
Piyasalar, teknik analiz, yorumlar, yatırım fonları, bireysel emeklilik fonları

binbir sektör yazısı




 


ULUSAL HAFIZA + ULUSAL GÜVENLİK + ULUSAL TAKINTILAR = ULUSAL KELEPÇE


Ali Perşembe
3 Şubat 2012, Dünya Gazetesi

 

Geçen hafta Merkez Bankası munzam karşılıklarını bir kere daha artırınca bankaların kârlılıklarına biraz daha limon sıktı. Halbuki sektör 2010 yılında kâr rekoru kırıp 22 trilyonu devirmiş, şube sayısı 10,100’e ulaşmış, aktiflerdeki nakit değerler, menkul değerler portföyleri, mevduatlar en yüksek değerlerde seyrediyor, takipteki alacakları azalıyor, istihdam ettiği nüfus 200.000’e yaklaşıyordu. Bir önceki artırımın kredilerdeki artışa hiçbir etkisi olmamıştı ve sektörün kredileri yarım katrilyonu geçmiş, tarihi zirvesindeydi. Merkez Bankası’nın bu ilahi deneyinin ne amaçla yapıldığını anlıyoruz da piyasayı ne kadar sakatlayacağını Merkez Bankası da izliyormuş, biz de izleyeceğiz.

 

Ulusal hafızamız, bir haberin gazetelerde kaç gün yer bulduğu ile kısıtlı. İstanbul’un 10 yılda (7 yıl kaldı) bölgesel finans merkezi haline gelmesi için, 2009 Eylül’ünde strateji ve eylem plânı yayınlanmıştı.

 

İstanbul’u finans merkezi haline getirebilecek, gelişme potansiyeli yüksek finansal ürün ve hizmetler için gerekli altyapı oluşturulacak, tek hisseye dayalı vadeli işlem sözleşmeleri işlem görecek, işleri yürütecek bir koordinatör atanacak gibi maddeler vardı plânda. Unutuldu gitti. Ulusal hafızamız bu kadar. Binaların yerini değiştirmekle finans merkezi olunacak. Hâlâ tartışılan “yeni” Türk Ticaret Kanunu eskidi. Tek hisseye dayalı vadeli işlemler ile opsiyonların hangi borsada işlem göreceği dalaşından sıkılan ekonomi muhabirleri konferanslarda yakaladıkları otoritelere bu soruyu sormuyorlar bile.

 

Servetlerin bir düğmeye basmakla dünyanın öbür ucuna transfer edilebildiği günümüzde ulusal güvenlik kavramını hâlâ şirketlerimizin etrafına tel örgü çekmek olarak algılayan korumacı zihniyet hâlâ bizimle. Sattırmam diye direterek uluslararası coşku dalgasının gümüş tepside sunduklarını elinin tersiyle itip daha sonra daha düşük fiyatlara sonuçlanan ihalelerden alkışlanarak çıkarak kurumsal yönetim ilkelerine altın hisse kavramını yerleştiren o zihniyet. Sakın ha birisi çıkıp da borsalarımızdan birisini satalım demesin!

 

Ulusal takıntılarımız var. Bırakın borsalarımıza uluslararası ortaklar almayı, dünya rekabet ortamı yaratmayı amaçlarken biz hâlâ borsalara tekel olma hakkını teslim ediyoruz. Bırakın başka yerel menkul kıymet veya türev ürünler borsaları açılmasına izin vermeyi, misyonu ayrı, işlevi ayrı iki borsamızın bile birbirleriyle rekabet etmelerine izin vermiyoruz. Gecikmiş tek hisseye dayalı vadeli işlemler ile opsiyonlar söz konusu  olduğunda, birbirlerine “sen çıkaramazsın, o benim malım” diye bağırıp devlet katında lobi yaparak düzenleyici otoriteden seçim yapıp yaptırıcı karar vermesini beklemek de, düzenleyici otoritenin böyle bir otoriteye sahip olması da ulusal takıntımız.

 

İşte güdük ulusal hafızamız, eskimiş ulusal güvenlik kavramı ve bir türlü silkinemediğimiz ulusal takıntılarımızla birleşince ortaya bir ULUSAL KELEPÇE çıkıyor.

 

VOB bir başarı hikâyesi, yadsınamaz. Kısa sürede gelinen yer küçümsenemez. Hükümetin ve düzenleyici otoritenin desteği, yönetim ve çalışanların özverisi, ortakların sadakati sorgulanamaz. Dünyanın her türev ürün borsası her zaman yeni ürün çıkarır. Bunların kimisi tutar, kimisi tutmaz. Hepsi tutacak diye bir kural yok. Dünyanın her borsası her zaman altyapı çalışmaları yapar. Yazılımlar gelir, gider, gecikir, çöker ama işler yürür. Dünyanın her borsası gece rüyasında likidite kâbusları görür, likiditeyi artırıcı çözümler aranır. Bu yazının konusu bu günlük idari işler değil.

 

Dünya hızla değişiyor. Rekabet içinde olan organize borsalar ile tezgâh üstü piyasaların oyun sahası da. Krizler, şeffaflık sorunu olan tezgâh üstü piyasa ürünlerinin böyle bir sorunu olmayan organize borsalara doğru göç etmesine yol açıyor. Dolayısıyla, organize borsalar 2011’de müthiş büyüdüler. VOB ilk 2 yılda katlayarak, sonra sırasıyla %76, %61 ve %29 büyüdü. 2011 büyümesi ise %2’nin altında. Bu rakam bir duvara gelindiğini gösteriyor.

 

Dünyayı kıyasıya bir birleşme dalgası sardı. Rekabet edebilmek, ölçek ekonomisi yaratmak ve ürünleri ulusal sınırların kalktığı bir ortamda yatırımcıların ayağına getirmek için borsalar birleşiyorlar. ABD’de bütün borsalar birleşti. İşlem hacminin %98’ini CME group yapıyor. Tüm dünyada resim aynı.

 

İstanbul finans merkezi sayıkladığımız, en yakın ay haricinde likidite bulamadığımız, tarım ürünlerine işlerlik kazandıramadığımız, tekel verilmiş ulusal borsalarımız arasında kısır çekişmeler yarattığımız, dünyada 7/24 işlem gören ürünlerin tahtasını akşamüstü kapattığımız, hatta EFT sisteminin bile 8 saat kapalı kaldığı devekuşu misali bir ortamdayız. Güdük ulusal hafızamız, çağdışı kalmış ulusal güvenlik kavramımız, silkilenemediğimiz ulusal takıntılarımızın yarattığı ulusal kelepçeden kurtulmak için tek ilaç o uluslararası vizyona sahip olmak. Bizim bahçede değil, uluslarararası arenada neler olup bittiğini iyi görüp iyi yorumlarsak doğru vizyona sahip olabiliriz. Bu vizyon şimdi var mı?

 

Ali Perşembe


  TÜM YAZILAR

Ayrıntılar için... Ayrıntılar için bize yazın...