BİLGİ PİSLİĞİ
Ali Perşembe
26 Nisan 2008,
Dünya Gazetesi
Zaten bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olma, bunun da ötesinde; bu görüşü etrafımızdakilere empoze etme cüret ve cehaletinde bulunma; üstelik, bu duruşla aynı fikirde olmayanları karalama, aforoz etme, yaralama ve hatta öldürmeye kadar gidecek bir barbarlık sergileme adetinin hiç de az rastlanan bir olgu olmadığı ülkemizde, yazılı ve görsel medyanın konu ile hasbel kader asgari bir birikim sağlamış kişileri köşe yazarlığından program sunculuğuna kadar toplumu etkileyici çeşitli mevkilere getirme eğilimi de elbette tuhaf karşılanmamalı.
Ben de bilgi sahibi olmadan görüş bildirme tuzağına düşmeden, bu geniş konuyu kendi bildiğim konunun kapsamıyla sınırlayayım. Bugün, yazılı ve görsel medyayı güncel olarak takip eden kitleleri ele aldığımızda, bizim toplumumuz kadar bir yandan siyasi diğer yandan ekonomik olarak bu derece bilgilendirilen ve ne yazık ki aynı derece üzerine bilgi pisliği kusulan bir toplum tanımıyorum. En azından benim gittiğim, gezdiğim, dilini konuştuğum, kültürünü belli bir dereceye kadar anlayıp özümseyecek kadar haftalarımı, aylarımı geçirdiğim ve güncel konularla birlikte toplumun bu güncel konulara tepkilerini yine bir dereceye kadar analiz edebildiğim ülkelerin hiçbirinde toplumun şuuru siyasetçinin delik çorabına ya da ismini ilk kez duyduğu bir tahvil sigorta şirketinin derecelendirme notuna bu derece endekslenmiş değil.
Başbakanının kendi performansını hisse senedi piyasasının günlük dalgalanmalarıyla ilişkilendirdiği; ticaret bakanının her gün kur seviyesi hakkında yorum yapıp hedef belirlediği; sadece profesyonellerin değil, aynı zamanda kendini yatırımcı sanan büyük bir kesimin de sabah Nikkei, öğlen Dax, ve geceyarılarına kadar da Bovespa ve Dow Jones endekslerini nefesleri kesilircesine izlediği; televizyon kanallarının hemen hemen hepsinin gündüz kuşağında ekonomi/finans kanalı kesiliverip sokaktan geçen ve 2 diyebilen herkesi matematikçi, Ereğli diyebilen herkesi sermaye piyasası uzmanı, dolar diyen herkesi forex traderi, yirmi yıldır kafasını okuldan çıkarmamış ve hayatınde bir opsiyon sözleşmesi alıp satmamış her akademisyeni türev piyasalar gurusu olarak ekrana çıkarmak zorunda kalıverdiği; pompacının, otoparkçının, berberin, annelerimizin, doktorlarımızın ve bir çok diğerlerinin Condoleezzanın ayağında çıban çıktığı için 354 dolarını euroya çevirmek için döviz bürosuna koştuğu; ve en acıklısı bu kararları verirken televiyon ekranına çıkartılan yukarıdaki guruların yarım ateşte pişmiş çiğ zırvalıklarını dinledikleri başka bir ülke tanımıyorum.
Yine, her televiyon kanalında ve her gazetede her konuyu bilen bir süpermeninin bulunduğu bir ülkeye de hiç gitmedim. Sabah otomobilimde işime gelirken dinlediğim radyo/tv kanallarında ekonomiden türev piyasalara, teknik analizden temel analize, politikadan toplum bilimine, üretim plânlamasından endüstriyel mühendisliğe kadar her konuda görüş bildirme cüretinde bulunan kişilere kredi açan medya kuruluşları acaba kendi kendilerini komik duruma düşürdüklerini biliyorlar mı? Acaba, aklı başında herkesin böyle bir süpermenin böyle bir dağarcığı biriktirmek için son 1500 yıldır hayatta olup okuyor olması gerektiğini anladığının ve toplumun üzerine kusulan bu bilgi pisliğinin yarattığı komedyaya kıçıyla güldüğünün farkında mı? Acaba, dolarda hedef 1.35 diye başlık atmakla hangi gazetecenin hangi bilgi birikimine istinaden bu cehalette bulunduğunun veya bu başlığı atarken o gazete veya kanalın hangi amaca hizmet ettiğinin sorgulandığının farkında mı? Kur 1.2985ten 1.3015e hareketlenince sansasyon yaratmak için internet sitesini hemen dolara hücüm diye güncelleyen basın, hafta sonu kira ödemek zorunda olan sıradan bir vatandaşı küçük yatırımcı yaparak döviz bürosunun kapısına yolladığının ve bu yönlendirmeye kapılan o kişiyi haftanın geri kalanında düşen kur yüzünden kirasını ödemek için borç almak zorunda bıraktığının fakında mı? Bu hafta hangi hisseler yükselecek diye başlık atan ekonomi dergileri toplumun kelin ilacı olsa kendi başına sürer diyebilecek kadar beyne sahip olduğunun farkında değil mi? Aynı medya, editoryal doğruluk ve dürüstlüğünü korumak için belki de 60 yıl boyunca yatırımcılara, Murdochlara, şirket ele geçirmecilerine, kişisel çıkarlara ve en önemlisi tiraj performansı baskılarına göğüs geren Wall Street Journal gazetesinin satış sürecini izleyip dersler almadı mı? Kitleleri eğitecek ve doğru yola sevkedecek en büyük gücün kendisi olduğu, ve dolayısıyla bilinçli toplumun inşa edeceği bilgi ve ekonomi treninin gideceği cennetlerdeki meyveleri kendisinin de yiyeceğinin bilincinde değil mi?
Dolayısıyla, yazılı ve görsel medya, bu mevkilere geçici olarak da olsa getirdiği kişileri doğru seçme sorumluluğunun ciddiyetini kavramak zorunda olduğu gibi, bu kişiler dolayısıyla kendi mecralarında yayımlanan içeriğin doğruluğu, dürüstlüğü, zamanlılığı, adilliği, kapsamı, doğru anlaşılabilirliği, tarafsızlığı ve anlamı üzerinde son derece duyarlı davranmalıdır. Her ne kadar düzenleyici otorite konu hakkında (elbette kendi bildiğim ekonomik ve finansal mecradan bahsediyorum) bazı yol gösterici öneriler ve/veya yaptırımlar getirse de (Sermaye Piyasası Kurulunun Finansal Tavsiyeler İlişkin Esaslar Tebliği taslağı bir örnek) asıl sorumluluk basın ve yayın organlarının otokontrolünden kaynaklanmalıdır.