PARAYLA SAADET

 

Ali Perşembe
12
Nisan 2008, Dünya Gazetesi

 

YTL geldi gidiyor, ama eski alışkanlıklarımız hâlâ devam ediyor. Yıl sonunda paramızın önündeki “Yeni” ibaresi kalkacak, ancak taksi şöföründen tostçuya, piyango biletçisinden banka veznedarına kadar esnaf ve halkın büyük bir çoğunluğu hâl⠓milyon”, “trilyon” ve “katrilyon” kelimelerine karşı besledikleri aşkı bir türlü terkedemediler. Hesabından 1.099 YTL nakit çekecek müşteriye yuvarlak para (1.100 YTL) versin diye “bir milyonunuz var mı?” diye soran veznedarı kimse yadırgamıyor bile.  Bunun nesi tuhaf?  1.100 çekip 1.000.000 bozuk geri veriyorsunuz.

 

Milyonu kullanmayanlarda da tuhaflıklar var. Noterde işim bitti, veznedar borcumun 29 YTL olduğunu söylüyor, ödeyip ayrılıyorum.  Yolda makbuzuma bakıyorum 28,56 yazıyor.  Bunu yukarı değil, aşağı yuvarlayıp bana 50 kuruş iade edin diye notere döndüğümde yadırganan ben oluyorum.  Bu yuvarlama işi esnafın açgözlülüğünden değil, cömertliğinden, parayı ciddiye almayışından, çünkü yuvarlama ters taraftan da yapılıyor.  Benzin alıyorum, pompa 135,13 yazıyor, pompacı benden 135 alıyor.  Benden zengin.

 

Bir kuruşa ne oldu diye soruyorum kendi kendime.  Başta bir görünüverdiler ama çabuk yok oldular.  O kuruşlar olsaydı 56 tanesini sayardım notere, 13 tanesini de pompacıya.  Bırakın noteri, pompacıyı, iş sanal olarak da çözülüvermiş.  Elektrik, gaz, telefon, vs. faturalarım otomatik ödemede.  Zamanı gelince hesabımdan alınıveriyorlar.  Ne var ki, bir göz atınca faturalarıma ne göreyim istersiniz?  76,09 olan borcum 76,00’a yuvarlanmış.  9 kuruş gelecek ayın faturasına eklenecekmiş.  Bütün gece düşündüm, bu çağda o 9 kuruş ne sorun yaratır diye, çıkamadım işin içinden.  Sanki makinelerimiz de bizim kuşak gibi enflasyonla büyümüş, yerde 9 kuruş bulsa eğilip almayacak.  Devlet bile yuvarladı şurada sigara içmenin cezasını.  Halbuki ne kadar alışmıştık havaalanında içerdekilerin dumanaltından tütsülenmiş PTT camekanı yanıbaşında tüttüren polis memurunun yaslandığı kolonda asılı “Burada sigara içmenin cezası 9,673,248 Liradır” yazan tabelanın yarattığı Fellinimsi manzaraya.

 

Havaalanına girmişken para kavramını algılayışımızın yarattığı başka manzaralara da dokunalım.  Amerika mortgage krizinden diz çökmüş, ülkemizdeki kısır iç siyasi çekişmeler ekonomik idareyi öksüz bırakmış, bunu gören derecelendirme kuruluşları görünüm notunu durağandan olumsuza çevirmişken Enron olayında bile sesini çıkarmayan bilgeler birdenbire derecelendirme kuruluşlarının saygınlığını sorgulaya, başbakan yardımcımız bu kararın ekonomik bir karar olmadığını vurgulayadursun; dünyanın en pahalı otomobilini, bu otomobili yürütmek için dünyanın en pahalı benzinini ve uçabilmek için yine dünyanın en pahalı pasaportunu satın almak zorunda olan halkımız bu ortamda havaalanlarını tıka basa dolduruyor.  Bankalar bir yandan kredi alacaklarını yeni türeyen alacak alıcılarına en iyi fiyattan satabilme uğraşına girmiş, öte yandan birbirlerinin kredi kartı müşterilerini kapmak için herkesi borçlarıyla beraber sanki bedava öğlen yemeğine davet ederken, dünyanın sokakta kredi kartı dağıtılan tek ülkesinde içindeki beşer onar kredi kartı ile şişen cüzdanların kapılarını açtığı VIP salonlarında bedava ay çöreği yiyip portakal suyu içmek için birbirlerini tepeleyen yolcularımız zenginler.

 

Hergün asfalt caddelerde bir buçuk saatte işe gelir bir buçuk saatte eve dönerken hiç araziye çıkmamış ve günde iki kez yıkanıp bol bol parlatılan pırıl pırıl dört çekerlerinde sıkıntıdan cep telefonlarıyla konuşan zengin yolcular alın teriyle kazandıkları paraları benzin ve kontür olarak nasıl sokağa döktüklerini elbette düşünmüyorlar.  Nerede öyleyse ekonomistlerin çığırdığı “homo economicus”?  Ekonomistler insanların rasyonel yaratıklar olduğunu ve ekonomik bir karar verirken var olan tüm bilgileri kullanıp en tutarlı kararı verdiklerini savunuyorlar.  Kahneman ve Tversky ise tam tersini. Bu da borsa çıkarken beni “sen de aldın mı?” diye arayan, borsa düşerken evime yemek ve kumaş gönderen annemin davranış biçimini fazlasıyla açıklıyor.

 

Dolar çıkarken manşetten verip gün içinde görülen en yüksek seviyeyi iki basamak yukarıya yuvarlayarak lanse eden ekonomi gazeteleri ekonomik haberciliğe yeni bir etik boyut kazandırırken acaba para kavramını halk olarak algılayışımızın sadece bir uzantısılar mı, yoksa endeksin nereye gideceğini söyleyen piyasa analisti kahinler gibi sadece masum bir tahmin yapmaktansa halkı manipüle etmek amacını mı güdüyorlar? 

 

Zengin yolcular ve para kavramını anlayış biçimimiz harcama adetlerimize de yansıyor.  Kendi kendime şöyle bir deney yaptım.  Kendi çevremde tanıdıklarımı (dar gelirli emekçiden sıkı zenginine kadar) gelirlerine göre 5  ekonomik kesime tahsis ettim.  Her kesime sadece üçer kişi aldım.  Toplam 15 kişi.  Herbirine elektronik mal varlıklarını sordum.  Bir kere herkesin cep telefonu, dijital kamerası ve mp3 oynatıcısı vardı.  İki kişi hariç hepsi plazma televizyon ve bir kişi hariç hepsi diz üstü bilgisayar sahibiydi.  Öte yandan, en üst gruptakilerle en alt gruptakiler ev sahibiyken orta gruptakiler kirada oturuyorlardı.  Buna rağmen ortadaki gruptan daha fazla dört çeker çıktı.

 

Bütün bunlar tek bir kapıya çıkıyor.  Biz parayı başka türlü algılıyoruz.  Dünyanın en zengin ülkesinde oturuyoruz ama parayla saadeti yakalayamamışız.  Zenginleştikçe daha çok isteyeceğiz, onları satın almak için daha çok zenginleşmek gerekecek.  Yeni aldığımız oyuncaklara çabuk alışıp yenilerini istemeye başlayacağız. Komşu bizden zengin oldukça mutlu olmayacağız.  Parayla saadet bu kadar oluyor.

  

Ali Perşembe

www.saharating.com

www.persembe.com