BORSALARDA RİSK YÖNETİMİ (1)


Ali Perşembe
14 Temmuz 2007, Dünya Gazetesi

 

Çoğu yatırımcı riskin tam ne olduğunu anlamakta güçlük çeker.  Risk, zarar etme “olasılığıdır”.  Bir hisse senedi almışsak, o şirketin kötü performansından ve/veya diğer birçok koşuldan dolayı fiyatta azalma olabilir.  Burada riski teşkil eden hisse senedi değildir.  Edilen zarar da risk değildir.  Risk olan zarar “olasılığıdır.”  O hisse senedini elde tuttuğumuz müddetçe bu olasılık bizle kalacaktır ama çok şükür ki bu risk ölçülebilir bir unsurdur.  Yatırım faaliyetinde risk, hisse senedi fiyatlarındaki volatilitedir.  Risk, özsermaye hareketlerinde olan volatilite ile de ölçülebilir.  Volatilite ile risk aynı şeyler değillerdir.  Volatilite, piyasaların yukarı ve aşağı oynamasıdır.  Eğer stratejiniz piyasaların bu oynamayı doğal olarak yapacağını hesaba katıyorsa, piyasaların açık olduğu her gün bu volatiliteyi kontrol etmek zorundasınız.  Başlangıç sermayenizin örneğin %2’sini belli bir işlemde riske atmaya karar verdiğinizde, bu özsermayenizin %2’sinin riskte olduğu anlamına gelir.  Riski kontrol altında tutmak para yönetiminin temel taşıdır.

 

Çoğu yatırımcı bu kontrol faaliyetine yeteri kadar önem vermez.  Riski kontrol etmenin tek yolu, o hisse senedini alıp satmaktır.  Bir hisse senedi sahibi olduğumuzda bu risk kaçınılmaz olduğundan, yapacağımız en önemli iş de riski yönetmek olacaktır.  Bir şeyi yönetmek demek, onu yönlendirmek ve kontrol etmek demektir.  İşte bu zorunlu faaliyete “para (risk) yönetimi” diyoruz.  Risk yönetimi, başarılı yatırım yapmanın ilk ve en önemli koşuludur.  Risk yöneticisinin görevi, riski ölçmek ve alım satım yaparak riski azaltıp çoğaltmaktır.  Risk yönetimi, bir işlemin olası risk ve kazancını karşılaştırıp değerlendirerek yatırım yapmak için ayrılmış olan özsermayenin en optimum şekilde kullanılmasını sağlamalıdır.  Dolayısıyla, kaç hisse alınacağını ve ne kadar sermayenin riske atılacağını belirler.  Para (risk) yönetimi, şahane yatırım performansıyla berbat yatırım performansı arasındaki farktır. 

 

Bazı yatırımcılar, sadece zarar stopu uygulamakla risk yönetimini de icra ettiklerine inanırlar.  Zarar stopları, önceden belirlenen bir miktar kaybedilince pozisyondan çıkma zamanı geldiğini belirler ama ne kadar hisse alınacağını ve sermayenin ne kadarının kullanılacağını söylemez.  Dolayısıyla, zarar stopu koymak risk yönetiminin ancak küçük bir unsurudur.  Risk yönetimi, pozisyonun ebadını, kullanılan sermayeyi, pozitif ve negatif beklentiyi, pozisyon alma sayısı ve pozisyonda kalma süresini de içermelidir.

 

İster Las Vegas’ta, ister İMKB’de olsun, tümünde kâr nosyonu matematik olasıklara bağlıdır.  Las Vegas kumarhaneleri gibi gazinolar devamlı para kazanırlar, çünkü olasılıklar (beklentiler) işletmenin lehindedir.  Yâni, müşteriler yeteri kadar oynarlarsa, gazino kazanmaya devam edecektir.  Kısa vadede ise belki kazanıp belki de kaybedeceğinizi gazino da bilmektedir, ama uzunca bir müddet oynarsanız kazanan hep işletme (gazino) olacaktır.  Gazinolar kârlarını zar, şans çarkı, yirmi bir gibi kısa sürede sonuçlanan oyunlar sunarak artırılar.

 

Gazinoların borsa yatırımcısı ile ne ilgisi var?

 

Yatırımcı,

 

 

Yatırımcı ve spekülatörlerin yapması gereken, işte o işletme (gazino) gibi davranmayı öğrenmektir.  Olasılıklar (beklenti) yatırımcı tarafımında olmalı, yıl boyunca makul bir sayıda işlem yapmalı (fırsat) ve yüksek bileşik getiri sağlamak için işlemlerin makul bir sürede sonuçlanması (tutma süresi) gerekir.

 

Herkes borsada kazanmak ister ama yatırım ve finans sektörü çarpıcı isimli kitaplar, zilli-pilli yazılımlar, rengârenk grafikleri ile ön yargılarımızı sömürerek yanlış yerlerde, yanlış şeyler aramamıza neden olur.  Herkes o sihirli göstergenin, o kristal küre formülün, o yaptığı 100 işlemin 90’ını kazanan trading sisteminin peşindedir.  Ben hemen size öyle bir sistem yazayım.  Yapacağım 100 işlemin 90’ında kârlı çıkacağı GARANTİDİR. İşte kuralları:

 

 

Ne yaptğımızı görüdünüz mü burada?  Zarardan hiç çıkmadığımız için girdiğimiz pozisyonların çoğu kârlı sonuçlanıyor (ama ne pahasına?).  Kârlı pozisyonlardan ise çabucak çıkıyoruz.  O tek tük zararlı pozisyon ise haftalar, belki aylarca açık kalıyor ve finansman gerektiriyor.  İşte bu, çoğu yatırımcının seçtiği yoldur.  Zararlı pozisyonun açtığı deliği (hesap erimesi) çoğunluk göz önüne almaz.  Halbuki, edilen zararı örtüp yeniden özsermaye seviyesine çıkmak için gereken % getirinin, realize edilen % kayıptan çok daha fazla olacağını hepimiz biliriz (buna “asimetrik kaldıraç” etkisi diyoruz):

 

Özsermayeden Erime

Yeniden Özsermaye Seviyesine Çıkmak İçin Gereken Kazanç

%5

%5.3

%10

%11.1

%15

%17.6

%20

%25

%25

%33.3

%30

%42.9

%40

%66.7

%50

%100

%60

%150

%70

%233

%80

%400

%90

%1000

 

Eğer bize %1000 kazanacak yetenek ve şans varsa bu getiriyi kazanmaya neden şimdiden başlamıyoruz da önce %90 kaybetmeyi bekliyoruz?

 

Sektör dergileri, televizyonlar, gazeteler, aracı kurumlar çok seyrek SAT önerisi verirler.  Dünyanın bütün hisse senedi piyasalarında herkesin duyduğu tek bir öneri vardır, o da AL.  Thomson Financial/First Call Corporation’un 2001 yılında A.B.D.’de yaptığı bir araştırmanın sonucu şöyle: Aracı kurum analistlerinin o yıl resmî olarak verdiği 28,000 önerinin %99’u “kuvvetli AL”, “AL” veya “TUT” olmuş.  Bunların sadece %1’i “SAT” önerisi yapmış.  Yatırımcıların çok büyük bir çoğunluğu, yatırım hayatları boyunca zarar eden varlıkları satma gibi bir kavramı anlamamaları için devamlı olarak dolduruluyorlar.  Devamı var...