NİYE HEP KAYBEDİYORLAR? (2)

 

Ali Perşembe
24 Şubat 2007, Dünya Gazetesi

 

Disiplinli olmak yaptığımız işi sıkıcı yapar, çünkü her koşulda, her gelişmede ne yapacağımız bellidir.  İşin heyecanı kaçar.  İşte kaybetmeye mahkum olanların kaderi de bu heyecan beklentisidir.  Onlar piyasaya kâr etmek amacıyla hazırlanmış bir plânla kâr etmek için değil, eğlenmek ve heyecan duymak için gelmişlerdir.  Grafiklerin arkasındaki gizem, uzak olsa da kâr olasılığının varlığı, çabuk zengin olma hayali gibi romantik fantazilerin cazibesi çok ağırdır.  Kaybetmeye başladıklarında pozisyonlarını açık bırakıp gözlerini kaparlar ve yakalandıkları kapanın kıskacının mucizevi bir şekilde açılıverileceğini umut ederler.  Kazananların ise böyle romantik amaçları yoktur.  Heyecan ve eğlence, oynadıkları o sıkıcı (disiplinli) oyunun bir parçası değildir.  Onlar zengin olmak ve bu işin nasıl yapılacağını bildikleri için ordadırlar.  Kendi başarılarına hayranlık duymazlar, yöntemlerinin sırlarını  başkalarıyla paylaşmazlar ve metodik yaklaşımları boyanın kurumasını seyretmek kadar sıkıcıdır.  Özenle inşa ettikleri sistemleri, ne kadar basit olsa da yıllarını almıştır.  Sonuçta yaşamları, sorgulanmadan emrine uyulacak o sinyali bekleme yavanlığına indirgenmiştir.  Halbuki devamlı kaybedenler piyasanın girift mekanizmasını – grafikler, sinyaller, çarklar, vidalar – öğrenmek istemezler, çünkü bunların öğrenilmesinin işin romantizmini mahvedecektir.  O gizem, o kâr serabı, o bilinmeyen, hepsi, çok fazla şey keşfedilirse kaybedilecek olan bir heyecan girdabının dönmesine yardımcı olmaktadır.  Tutanhamon’un mezarıyla Titanik de heyecanlıydı, ama yıllardır isimlerini bile duymuyoruz.  Keşifler yapılıp bittikten sonra halk gazetelerde başka heyecanların peşine düştü.  Kazananlar bu heyecan ve maceranın değil kâr peşinde oldukları için piyasalar hakkında öğrenilecek her şeyi ararlar.  Hepimize doğuştan enjekte edilen değerlerden bir tanesi de yaptığımız işi sevmek olmuştur.  Belki de bu doktrinin dozu biraz fazla verilmiştir.  Elbette işimizi sevmek onu daha iyi yapmamıza yardımcı olur, ama öte yandan işinizi ne kadar iyi yapar hale glirseniz o iş o kadar sıkıcı hale gelir.  Yeni engeller, yeni çıtalar, yeni heyecanlar azalır.  Belki de bir trader veya yatırımcı olmayı, iş sahibi olmakla aynı kefeye koymamak gerek.  Burada karar sizin.  Bu işe niye girdiğinizi siz seçceksiniz.  Kâr mı yoksa heyecan mı?

 

SABIR

 

Piyasalarda çabucak zengin olmak (veya çabucak iflâs etmek) için sayısız fırsat vardır.  Bu fırsat kalabalıkları hep cezbetmiştir.  Bu kalabalığın arasında spekülatörler, işe yeni başlayanlar, deneyimliler, emekliler, borçlarından kurtulmak isteyen profesyoneller, vs. bulunur.  Paralarını almak istediğiniz kişiler bunlardır.  Ayıya yakalanacak olan da onlardır.  Ayıdan (piyasadan) kaçamazsınız.  Piyasayı yenemezsiniz.  Piyasanın merhameti olmadığını çabuk öğrenenleriniz, ayıdan değil, ayıdan kaçanlardan daha hızlı koşmayı ve aynı piyasa gibi merhametli olmamayı öğreneceklerdir.  Kimilerimiz bu dersi erken, kimilerimiz geç alır.  Bir trading stratejisi ve sistemi oluşturmak için aylarımızı verir, daha sonra kenarda kalmamız ve denenmiş stratejimizin kurallarına uymamız gerekirken o tüyonun, o albenili görüşün peşine düşüp pozisyona girerek ayıya yakalanırız.  Sonuçta hayatta kalanlarımızın yanına tek bir ders kalır:

 

İşinizi plânlamış ama plânınızı işletmiyorsanız, bir plânınız yok demektir!

 

Çoğu yatırımcı ve hemen hemen her trader ve spekülatör piyasalara çabuk kâr etmek için gelir.  Bu beklenti, medyada başarılı portföy ve fon yöneticileri veya şuraya para yatırılırsa ne kazanılabileceği hakkında çıkan pırıltılı yazı ve programların parlattığı hikâyelerle şişer.  Global iletişimin saniyeler içinde yapılabilmesi, haberlerin tüm dünyaya bir anda yayılması, sanki hemen harekete geçmezsek her şeyi kaçıracakmışız gibi bir hava yaratır.  Bu da, dikkatli etüt ve plânlamaları bir kenara bırakıp sabırsızlığı ve fevri davranış biçimlerini ön plâna çıkartır.  Katılımcılar yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışırlar.  Kararlar, önceden plânlandığının tam tersi şekilde verilmeye başlar.  Herhalde dünyada katılımcıların sonuç almak için bu kadar sabırsız davrandığı başka bir iş kolu yoktur.  Baraj yapıyorsanız, kâra geçmek için belki de beş yıl beklemeniz gerekir.  Bir mal üretip ihraç ediyorsanız, kârlar defterlere ancak aylar sonra yansır.  Kebapçı açsanız bile kendinize bir ay mühlet verirsiniz.  Ne var ki, bu mühletin finansal piyasalarda bahsi bile geçmez.  Piyasa çabucak zengin olanların destanlarıyla o adar doludur ki sizin de bu başarıyı tekrarlamamanız için hiçbir sebep yoktur.

 

Hızlı zengin olmak amacıyla piyasa girenlerin yaptığı en büyük hata, her piyasa dönüşünü yakalamaya çalışmaktır.  Bu taktiğin yaşama şansı yoktur.  Bunu yaparken perspektifimizi, tarafsızlığımızı ve piyasa gerçekleri ile olan bağlantımızı kaybederiz ve psikolojik uçuruma doğru yaklaşırız.  Her trend dönüşünü yakalamaya çalışmak, verileri baz alarak değil fevri kararlar vererek davranmaya yol açar.  Daha az sıklıkla verilen kararların arkasında daha fazla düşünme, daha fazla ince eleyip sık dokuma vardır.  İyi kurgulanmış bir kararın sonucu her zaman için sık sık ve fevri şekilde verilen karardan daha iyi olacaktır.

 

Piyasalarda her şeyin saniyeler için olup bitivermesi sizi yanıltmasın.  Fırsatlar asla tükenmeyecektir.  Bunu kaçırdıysanız, biraz sonra başkası gelecektir.  En iyi yatırım kararları olasılıklar sizin lehinizdeyken verilir.  Yatırım seçeneklerinizi soğuk, tarafsız ve katı bir bakış açısıyla ve pazar yerinin gürültü patırtısından uzakta verirseniz bu olasılığı artırısınız.  Bu biraz da gerilla savaşına benzer.  Gerillaların sayısı her zaman savaştıkları ordudan daha azdır.  Dolayısıyla düşmanın kendilerine gelmesini beklerler.  Çarpışma yer ve zamanını onlar seçerler.  Eğer düşmanla her temas edildiğinde çarpışmayı seçselerdi sayı (olasılık) üstünlüğüne yenilip yok oluverirlerdi.  Onların sabrı sizde de olmalıdır.  Bu sabrın derecesi yatırım stratejinizin vadesine göre değişir (birkaç saatlik, haftalık, üç aylık, vs.).  Bu süreden ziyade önemli olan bütün askerlerinizin hizzaya girmiş olmasını beklemeyi bilmektir.  Piyasaların en iyi zamanında bile para yapmak zordur.  Öyleyse, o pozisyonu ama zamanının gelip gelmediğinin kararını piyasanın değil sizin vermeniz gerekir.  Piyasa her dönüşünde size “buyur” demeye devam edecektir.  Bu çağrıya yanıt verip vermeme kararı fevri olmamalıdır.  İster teknik, ister temel analiz kullanın, pozisyona girmek için piyasanın şişik veya düşük olduğu zamanı beklersiniz.  Bunu belirlemek için kullandığınız araçlar mükemmel değildir (fiyat/kazanç oranı, bilançolar, hareketli ortalamalar, RSI, vs.).  Önemli olan, tasarladığınız oyun plânının gerektirdiği o düşük riskli giriş fiyatının oluşmasını bekleme sabrına sahip olmaktır.  Kitapta illa pozisyon alacaksınız diye bir kural bulunmaz.  Dürtüleriniz hep o daveti kabul etme eğilimindedir ama kavganız o dürtüleri bastırmak için olmalıdır.  Sabırlı olmaya çalışırken takip etmemiz gereken ilk ilke pozisyona erken girmemektir ama aynı ilke çıkış için de gereklidir.  Çok erken (kârdayken) veya çok geç (zarardayken) çıkmak para kazandırmaz.  Neyin erken neyin geç olduğu kararını, fevri davranış biçimleri ve piyasanın kıvır kıvır oynaması değil işin başında yaptığımız plânın (yatırım stratejimiz, trading sistemimiz) vermesi gerekir.  Oyun bu kadar sıkıcı, sıkıcı olduğu kadar kolay ve kârlıdır.

 

Psikologlar insanların normal davranış biçimlerinin piyasalarda işlem yapmaya elverişli olmadığını ezelden beri söylüyorlar.  Para kazanma ve kaybetmeye karşı insanların verdikleri normal tepkiler onları piyasalarda tam yanlış zamanda yanlış şeyi yapmaya dürter.  Vince1 bu olguyu nefis bir cümleyle özetliyor:

 

“Ancak yaptığınız en kötü hatanın boyutu kadar akıllısınız!”

 

1 Vince, Ralph, The New Money Management: A Framework for Asset Allocation, (John Wiley & Sons,

   New York, 1995)