YATIRIM FONLARI SEKTÖRÜNDE NELER OLUYOR?

 

Ali Perşembe
16 Aralık 2006, Dünya Gazetesi

 

Bankalar, aracı kurumlar ve portföy yönetim şirketlerinin yönettiği yatırım fonu sayıları her geçen gün artıyor (bugün piyasada 124 A tipi ve 158 B tipi fon faaliyet gösteriyor) ama sektörün yönettiği paranın miktarına baktığımızda dikkatlerimiz bir yıldır devam eden bir erime trendine takılıp duruyor.  Yatırım fonlarının portföy değerlerini göz önüne aldığımızda, 2005 yılı boyunca 20 milyar dolar civarında dolaşan miktarın 2006 Mayıs’ındaki mini krize gelene dek mütevazi yükselişler göstererek 23 milyar dolara yaklaştığına, ancak krizle birlikte düşüşe geçerek Kasım 2006 sonu itibariyle 15.4 milyar dolara indiğine şahit oluyoruz (Bkz. Şekil 1).

 

 

 

Bu düşüşün tek nedeni dolar/YTL paritesi değil, çünkü Mayıs ayından Haziran’a 5 milyar YTL’lik erime var.  Burada krizle birlikte yatırımcının fon endsütrisinden parasının %15’ini çektiğini görüyoruz. 

 

Öte yandan, yatırımcı sayısındaki azalma da dikkati çekiyor (Bkz. Şekil 2).

Aslında bu resimden mini Mayıs krizinin etkilerini çıkarsak dahi sektörde beklenen büyümeyi göremeyeceğimiz ortada.  Bu döngünün nedenlerini hem sektör profesyonelleri hem de sektörle ilgilenen yabancı yatırımcı ve portföy yöneticileri sorgulayıp duruyor.  Nedenler arasında henüz fonların kötü yönetildiği baş günah keçisi olarak gösterilmiyor ama şikayetler artıyor.  Getiri cephesine baktığımızda resim hiç de parlak değil (Bkz. Şekil 3).

Şekilde de görüldüğü gibi yılın ilk 11 ayında A ve B tipi fonlar ortalama olarak enflasyonun altında kalmışlar. 282 fon arasında enflasyonu yenenenlerin sayısı 13 olmuş!  Şikayetlerin odaklandığı bir noktada masraflar.  Fonlar kötü yönetilmese de pahalı yönetiliyorlar.  Hele hele portföy yöneticim bana doğum günümde çiçek yolladığında bu zaaf iyice ortaya çıkıyor.  Benim paramla bana çiçek alan yatırım fonunun düşünceli davranışına müteşekkirim ama bir yatırımcı olarak güvenle yatırdığım paramı bu amaçla yatırmamıştım.  Kendi çiçeğimi kendim alırım, teşekkür ederim.

 

Şikayetler sadece fon yöneticilerinde yoğunlaşmıyor.  Yatırımcımız, yatırım fonlarının hâlâ uzun vadeli yatırım aracı olduklarını anlamadılar ve kısa vadeli performans bekliyorlar.  Zaten fonlara yatırılan paranın %97’si B tipi fonlara gidiyor.  Bunun da %85’i likit fonlara.  Başka bir ifadeyle, yatırımcılar yatırım fonlarını telefon faturalarını ödemek için kullanıyorlar.

 

Bir başka zaaf da sektörde yatırım yapılacak enstrüman sayısının azlığı.  Özellikle türev piyasalarımız geliştiğinde hem derinlik artacak hem de fon yöneticileri arasındaki farkı daha kolayca değerlendirebileceğiz.

 

İğneyi biraz da kurumsal yatırımcı olarak tekrar fonlara döndürmek gerek.  Evet, İMKB’de halka açıklık oranları düşük ama yatırım fonlarımız kendilerini kurumsal yatırımcı olarak görmüyorlar.  Sadece hisse senedi alıp satıyorlar ve bunu yaparken kendilerine hissedar sıfatını yakıştırmıyorlar. Hatta kendi Kurumsal Yatırımcı Yöneticileri Derneği’mizin (TKYD) bile kuruluş amaçlarından biri olan “piyasanın sağlıklı ve istikrarlı büyümesi” misyonunu yerine getirmek için uluslararası konferanslar düzenlemekten başka neler yaptığı bile soruluyor.

 

Son olarak, yabancı kurumsal yatırımcılardan duyduğumuz kadarıyla, düzenleme ve gözetim açısından sıkı kontrol edilen ve etik bağlamda en iyi yönetilen sektörlerden birisi olan yatırım fonlarının, “kurumsal yönetim” bacağında daha fazla şeffaflığa ihtiyacı olacağı da önümüzdeki günlerin yeni konusu olabilir.  Portföy yöneticilerinin müşterileri ve çalıştıkları kurum yöneticileri arasında kurmak zorunda oldukları çıkar çatışması dengeleri, portföy yönetim ve net varlık değeri hesaplama metodolojileri, devamlı değişen karşılaştırma kıstasları gibi konular artık önümüze daha sık gelmeye başlayacak.

 

Ali Perşembe

www.persembe.com